Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 
About Me Member Deviously Deviant miracsaglam23/Male/Turkey Recent Activity Deviant for 1 Year
Needs Premium Membership
Statistics 9 Deviations
565 Comments
6,591 Pageviews

Yorgün Düsler

Fri Feb 27, 2009, 1:44 AM
Yorgun Düşler
Genç çocuk uyuyamıyordu. Geçmişle geleceğin ortasında durmaktaydı şimdi. İçindeki yara büyüdükçe büyüyordu. Öyle çok sorguluyordu ki yaşamını. Ne yapmalıydı acaba. Hayatı anlayamıyordu. İnsanlar garipti ona göre. Onların yanında olmayı da istiyordu ancak sanki hepsi bir rüyada yaşıyordu. Uyandırılmayı bekliyordu. Belki kendi uyandırır umuduyla tutunabilmişti hayata. Böyle de olmuyordu. Çünkü bazen o da herkesin arasına girmek, insanların yakınlığını hissetmek istiyordu. O da katılıyordu dönem dönem bu rüyaya. Ama uyanmak gerek. Nasıl yapabilirdi peki bunu. Kendi de bir şekilde uyumuyor muydu? Kendini yaşama bağlan şey olarak görmemiş miydi düşünmeyi. Yaşama bağlanmak içindi yani onca emeği. Çünkü düşünceler ona güç veriyordu. Yapabildiği bir şeyi görüyor ve kafasında oluşan soru işaretleri, bir umut çözerim diye katlanıyordu işte. Ama dönüm noktasındaydı adeta. Gittikçe yalnızlaşıyordu. Çevresindeki insanları teker teker kaybediyor kendi buhranlarını yaşamak üzere içine gömülüyordu. Yanlış anlaşılıyordu. Çaresizdi ve insanların gözünde değerini kaybettiğinden kendine ve insanlara küstahlık yapı;p onları tekrar kazanmaya çalışmıyordu. İnsanları kaybettikçe içine gömülüyordu. Pipetten son damlasına kadar içilmiş meyve suyu nektarı kutusu gibi büzülmüştü içine. Çaresizdi. İdealleri onu bu tür zamanlarda hayata bağlıyordu ancak şu anda olmuyordu. Bütün her şey gerçekliğini yitiriyordu gözünde. Ne insanlar haklıydı ne kendisi. Başka bir nedeni vardı onca şeyin. Galiba insanlar hiç farkında olmadan bir şeye hizmet ediyorlardı. Ama başka insanlara değil, ya da insanların karışabildiği her hangi bir şeye. Başka bir şeydi işte. Çözemiyordu kendisi de. “Ben ne yapıyorum” diye irkildi bir an. “Hala mı düşünüyorum?” “;Peki neden hala düşünüyorum?” Ama nasıl olabilir?” bu kadar yığıntı kederin üzerine nasıl olur da bir şeyleri anlamaya çalışabilirim. Dur beynim dur!!” Sustu. Tabii dünceler sustu. Dayanılacak gibi değildi. Ne yapsa kabusa dönüşüyordu tı;pkı elini nereye atsa olduğu gibi. Birilerini yanına çağırmak istiyor ancak öyle biri olmadığını görüyor ve daha çok yıkılıyordu. Peki ne istiyordu. Kendi seçmemiş miydi? İnsanları kendi itmemiş miydi? Şimdi pişman mı oluyordu yoksa. Yo hayır. Bu olamaz. Olmamalı. Pişman olacaksa neden onca serüvene atılmıştı. Neden girmişti bu yola. Dönemezdi artık. Ardındaki yollar kapanmıştı. Peki dönmek gerekiyorsa ve belki ardındaki kapıları aralamaya gücü yetiyorsa aslında. “Boş ver” dedi. “Denemeye değmez.” Hayat nerde olursa olsun risklerle dolu değil miydi? Yaptığının bencillik olduğunu düşündü. Kendi için yapıyordu bunları. Üstelik üzüyordu yakınlarını. Ailesine yük olmuştu bu haliyle. Başka hiçbir işe yaramıyordu zaten düşünceleri dışında. Ama ne işe yarıyordu bu düşünceler. Hayata bağlanmasını sağlamıyordu, maddi olarak ailesine yüktü zaten. Biliyordu bıktıklarını kendinden. Ne yapabilirdi acaba. Ailesini seviyordu aslında. Değerlilerdi onun için “ama sanırım onlar beni pek de sevmiyor” diye geçirdi içinden. Ağlamak istedi. Şimdi sırası değildi. Acı acı ağlayamazdı. Hakkı da yoktu. Kendi seçmişti bir kere. Ama ne kötü değil mi? Yüreği parçalanırken ağlamaya bile hakkı olmadığını düşünüyordu. Gerçi hala anlayamıyordu.. Ne yani suçlu olan kendisi miydi? Bilmiyordu ki bunu. Peki neden kendini bu kadar suçlu buluyordu? Çözemiyordu, olmuyordu. Düşünceler ardı ardına sıralanıyor sadece beynini yoruyordu. “Keşke çocukluğuma geri dönsem” diye iç geçirdi. Birilerine sığınmak istiyordu çünkü. Hayatla yüzleşmeye cesareti yoktu. Özlüyordu annesinin kucağına girdiği o yılları. Şimdi uğraşsa bile olmazdı zaten. Büyümüştü, sığmazdı o yere. Anlayamıyordu. Sürekli olarak anlayamadığını kendine söylemekten de yorulmuştu artık. Neyi anlamadığını bile anlamıyordu. Bu kadar mı aptaldı ya da bu kadar mı vahimdi içinde bulunduğu durum. Yardım istiyordu. “Biri beni çözsüüüünn!!” Ancak yersiz ve imkansız bir istekti bu. Hem kimse yoktu yanında ve şu anki ruh halini hiç kimse bilmiyordu hem de dünyadaki bütün insanlar yanında olsa bile onu anlayamazdı. İnandırmıştı bunu kendine. “Acaba” diyordu “Şu koca dünyada derdimi anlayacak kimse yok mu?” Olsa da kapamıştı gözlerini, nasıl görebilirdi. Bu nasıl inattı, nasıl bir bunalım çabasıydı. Hiç kimse kendini bu karanlığa kaptırmazdı her halde. Şimdi de bunu düşünmeye başladı. “ Neden bir insan kendini karanlığa gömsün ki?” Haklıydı da. Neden istesin. Yani karanlık. Boşluk. Siyah. Körsün. Cisim yok. Sonsuz bir karanlık işte… Acaba bu imgede ne buluyordu. Yoksa çok kötü biriydi de ondan mı bu imgede yaşıyordu. Hiç kimse sonsuz bir karanlık istemezdi. Aksine uzak dururdu ondan. Ama o hep bilginin karanlıkta olduğunu ve birilerinin o bilgiyi bulmak için karanlığa doğru yolculuğa çıkması gerektiğine inanıyordu. O insan da bunu düşünebilmiş insan olarak kendiydi. Hatta denebilir ki kendi yönettiği filmin başrolünü oynuyordu. Ama bencilliğin bu kadarı fazla değil mi? Kurgu senin işte. Bırak da başkaları oynasın. İşte zor da geliyordu hem kamerayı tut hem de karşısında görün. Ya kamera arkasındaydı ya önünde. Üstelik çok kez bunu da yapamıyordu. Film setinden çıkıyordu, hayata dönüyordu. Hayata dönmek… Peki ne demek? Ne yani film setinde hayat yok muydu? Sonuçta kameranın önünde ya da arkasında duruyordu bir kere. Hem hayat dediği yerde film yok muydu? Çok kez insanlar birilerinin yazdığı oyunda oynamıyor muydu? Bunları düşündüğünün farkına vardı. Pes etmeye yakındı. Kı;pırdayacak gücü ve cesareti dahi bulamıyordu kendinde. Öylece yığılıverdi odasının ortasında. Tavana bakı;p yıldızları görmeye çalıştı. Ne de olsa yığıldığı yerin çimen olmasını yeğliyor hatta bunu çok istiyordu. Acizliğinden bu kadar kaçarken yıldızları görmüş çok muydu? Penceresinin kırık camından süzen rüzgarı boynunda hissetti. İrkildi bir an. Tepki veremedi. Hali yoktu. İzlemeye devam etti yıldızları. Yıldız bile kaydı. Penceresinde rüzgar uğulduyordu. Soğuktu. Tir tir titriyordu aslında. Bunu anlayamıyordu. Kötüydü durumu. Üşüdüğünü hissedebilmeliydi. Artık geçmişti ondan. Başka bir alemin kapılarını aralamıştı. Hatta dönemeyecekti geriye. Ve hatta kimse gittiği yeri bilmeyecekti. Tavandaki yıldızları sadece o gördü. Çı;plak betonun üzerindeki çimenleri de. “Bu kadar yeter” demişti rüzgar. “Gidiyoruz”. Vücuduna soğuk sahip çıktı, ruhuna rüzgar.
> > > >
> > > > 27 Nisan 07
> > > > 05:30

deviantID

No deviantID yet.

Devious Info

  • Favourite movie: V for Vendetta
  • Favourite band or musician: Yanni, Azam Ali, Yann Tiersen
  • Favourite artist: HR Giger

deviantART Community Board

[x]

Comments


:iconbitterswears:
iyi
öldün sanıyoruz
böylesi daha zevkli oluyor

heykel adam
bu galeriye nasıl geldim onu sorayım şimdi gidip de kendime

--
...all beauty must die
:iconstarscream9:
ozledim adamim nerelerdesin?
:iconasicicek:
Sevdim ben bu galeriyi ! :)

--
Yaşam; geceleyin bir ateş böceğinin saçtığı ışık, kışın bufalonun soluğudur. Otların arasında koşan ve günbatımında kaybolan bir gölgeciktir.
:iconmiracsaglam:
Bu galerinin ihtiyacı olan şeyi ona sağladığın için seni kucaklıyorum :hug: :D
:iconasicicek:
Ne demek... :airborne:

--
:sun: Yaşam; geceleyin bir ateş böceğinin saçtığı ışık, kışın bufalonun soluğudur. Otların arasında koşan ve günbatımında kaybolan bir gölgeciktir. :jsenn:
:iconmiracsaglam:
sev onu arkadaşım, ezik o ezik yazık ona :D :D :D
:iconsolidbabar:
great work, you got an unique style

Site Map